|
|
|
|
|
|
||
|
GO Terimleri | Murphy'nin GO Yasaları | GO ve Felsefe | GO ve '3 Oyun' | GO Tahtası | Şibumi | Spiral GO Oynama Adabı | GO, Zeka ve Çocuklar | GO'da Nasıl Daha İyi Olabilirsiniz? | GO Şiirleri | Anasayfa |
||
|
Go ve "3 Oyun"
Oyunlar inkâr edilemez bir
şekilde uygarlığın getirdiği tabii bir sonuçtur. Hatta en ilkelleri bile
belli seviyede karmaşıklık gerektirir. En önemlisi ise, oyunlar; soyut
biçimde düşünebilme ve düşünceleri mantık çerçevesinde idare edebilme
yetilerini gerektirir. Böylece, biçimsize biçim verip, büyük
esrarengizliklerin gölgesinde küçük ve fark edilir modeller yaratırız.
Çok eski zamanlardan beri
Japonya'da "3 Oyun" diye tabir edilen oyunlar; tavla, satranç ve go'dur.
Satranç muhtemelen Hindistan'da, tavla Yakın veya Orta Doğu'da, go ise
Han öncesi Çin zamanında doğmuştur. Tavla; zarlarla oynanan ve
Go, hepsi birbiriyle tamamen
eşit değerde olan siyah ve beyaz taşlarla oynanır. Bu yüzden bir şekilde
bilgisayarın temeli olan ikili sisteme (binary system) benzer. Taşlar
tahtanın üstüne oynanır ve oyun sonuna kadar öylece bırakılır. Böylece
oyun, üzerine sarf edilen düşüncenin görünür bir kaydı olarak kendi
kendine şekil alır. Yaklaşık 300 yıl önce seçkin bir Çin rahibi
Japonya'yı ziyaret etti. Ona, o zamanların usta go oyuncularından
birinin yeni oynamış olduğu bir oyunun diyagramı gösterildi. Kendisine
verilen bu go diyagramı hakkında hiçbir şey bilmeyen rahip (bu olay Çin'
de go nun az çok söndüğü zamanlardan sonra yaşandı), kendisine
gösterilen hamleleri çözmek için çalıştı, ve kısa bir süre sonra büyük
bir saygı ve hayranlıkla bu oyuncunun "aydın" biri olduğunu
söyledi.(İşin ilginç tarafı, bu hikâye hem go oyuncularına oyunun
niteliğini göstermek için hem de Budist' lere bir rahibin nasıl keskin
düşündüğünü anlatmak için anlatılır.)
17. yüzyılın büyük Japon
oyun yazarı Chikamatsu ünlü bir metninde, go tahtasının 4 çeyreğini 4
mevsimle, siyah ve beyaz taşları gece ve gündüzle, 361 kesişim noktasını
bir yılın günleriyle ve tahtanın orta noktasını(tengen) da Kutup Yıldızı
ile karşılaştırmıştır. Bu satırları hayal ürünü bir teori olarak görmek
kolay olurdu fakat bu durum, bariz noktayı karanlıkta bırakırdı sadece.
Chikamatsu'nun bu çarpıcı analojisi muazzam ve her şeyi kapsayıcı hissi
anlatıyor. (Go tahtası potansiyel biçimde komple bir dünya sistemi
olarak tasarlanmış) Tahta ve taşlar limitsiz olarak düşünülebilir:
herhangi sayıda çizgi ve sonsuz taş kaynağıyla oynanan oyunun kendi
içinde oyuncuların hayatının olduğu. (Chikamatsu'nun piyesinde genç bir
adam tek bir go oyununu izlerken yaşlanıyor ve uzun bir sakalı
çıkıyordu.) Sırf insan olduğumuzdan ve aktivitelerimize uygulanabilir
limitler koymak zorunda olduğumuzdan, bizler 'sonsuz' tahtanın sadece
küçük bir parçasını kullanıyoruz. Fakat bu 19x19'luk
İsmi bilinmeyen bir go
oyuncusu şöyle yazmıştır: Go tahtası, oyunun oynandığı süre boyunca go
oyuncusunun aklının aynasıdır. Usta bir oyuncu kayıtlı bir oyunu
incelediğinde; öğrencisinin hangi noktada açgözlülük yaptığını, ne zaman
yorulduğunu, ne zaman aptallığa düştüğünü ve ne zaman hizmetçinin çay
getirdiğini söyleyebilir.
Çoğu insanın düşündüğünün
aksine, go'nun Budizm ile hiçbir ilgisi yoktur. Kendi içinde geçerli bir
sistem olduğundan, diğer sistemlerle çelişecek hiçbir şey iddia etmez,
fakat aslında go Budizm'e nazaran bu gezegenin daha eski bir sakinidir.
Go Çin'de 4 hünerden biri olmuştur. Diğerleri; şiir, resim ve müziktir.
Japonya'ya 6. yüzyıl civarında gelmiş ve uzun bir süre serbest soylu
Bütün oyunlar, -ister
aydınlanmaya ister tam tersine yol açsın- mental enerjileri yönlendirir,
fakat '3 Oyun'u kendi sosyal durumlarında düşünmek daha anlamlı
olacaktır. Çünkü bu sayede her birinin genel ya da bölgesel tipin bazı
temel karakteristiklerini nasıl yansıttığını görebiliriz.
Örneğin batının büyük tarihi
oyunu satranç; kralı, orduları, kan dökmeyi(katliamı) ve sonuç olarak
bir şahın diğer şah tarafından yıkımını içerir. Oyun, Mahabarata'dan
Roland'ın Şarkısı'na kadar Batı'nın büyük efsanelerinin çizgisine
tamamen yönlendirilmiş biçimde görünmektedir. Bir kahramanın devrilmesi
ve yeni kahramanın taçlandırılması.. Şahtan piyona kadar
Tavla, Yakın ve Orta
Doğu'nun favori oyunu, zihni şans ve kısmet hakkında sorularla meşgul
eder. Bütün oyun, zarı atan oyuncunun hiçbir kontrolü olmadan, atılan
zar tarafından yönetilir. Oyuncular birbiriyle eşleşir fakat ikisi de
bir şans dalgası yakalayıp bunu zafere sürüklemek isterler. Yenilen
taraf şanssızlığına lanet okuyarak yeniden dener 'şans'ını, fakat birey,
üstün güçlerin pençesi karşısında çaresizdir...
Eski Çin'in ve çağdaş
Japonya'nın oyunu (ve günümüzde tüm dünyada popüler) olan go, tüm
taşların eşit değerde olması ve tahta üzerinde herhangi bir noktaya
oynanabilmesi ile benzersizdir. Amaç yıkmak değil de alan yapmaktır.
Yalnız
Şimdi durum farklı, fakat
eskiden, ressamlar, şairler, generaller ve rahipler go'ya çok fazla
hayranken, oyunun amacı bir oyuncunun diğerini alt etmesinden ziyade
ikisinin ortak bir düşmanı yenme amacıyla işbirlikçi bir diyalogla ('el
muhabbeti', onların deyimiyle) meşgul olmasıydı. O ortak düşman ise,
kesinlikle, her zaman olduğu gibi insani zaaflardı: açgözlülük, öfke ve
aptallık.
Her yıl mart ayında
Japonya'daki büyük mağazalar Oyuncak Festivali (Doll Festival) ile
ilişkili olarak özenle hazırlanmış vitrinlerini sunar. Gerçekten
eksiksiz bir vitrindeki minyatür silahlara, müzik enstrümanlarına ve
mobilyalara dikkatlice baktığınızda, orada minicik bir tavla tahtası,
bir Japon satrancı (shogi) tahtası ve bir de go tahtası bulursunuz.
Tavla, satranç ve go beraber
düşünüldüğünde uyumlu bir dünya görüşü oluşturduğundan, '3 oyun'
kullanışlı ve mantıklı bir sınıflandırmadır. Çoğu felsefi görüş insan
türünün 3 temel ilişkisinin etrafına oturtulmuş bir kurama
indirgenmiştir. Birincisi, insanın uzak tanrılarla ve evrendeki gizemli
güçlerle olan ilişkisidir. İkincisi, insanın toplumda kendi
etrafındakilerle oluşturduğu ilişkidir. Üçüncüsü ise, insanın kendi
içinde yaşadıklarıdır. Ya da, farklı bir açıdan bakacak olursak, bu üçü
sırayla; tavla oyuncusunun, satranç oyuncusunun ve go oyuncusunun
ilişkileridir.
Dolayısıyla bu '3 oyun'
insan ruhundaki temel ihtiyaçlara cevap vermektedir. İnsanlar her yerde
zihinlerini sosyal yapılar, mevkiler ve statülerle meşgul etmektedirler.
Ayrıca, düşünme yetisine sahip her birey bazen kendi özel ilişkilerini
şans ve kadere bağlar. Fakat go, tüm kaygıları ve spekülasyonları
çıktıkları yere gönderen tek oyundur. Aslında go der ki; herkes
yolculuğa eşit bir şekilde çıkar, herkes boş bir tahtayla başlar ve
hiçbir kısıtlama yoktur; ve o andan sonra meydana
Çeviren: Hüsrev Aksüt
|
||
|
|
||
|
|
|
|