KOMEDYA
Nihat Genç
Milliyetçilik hepimizi boğdu, sıktı, öldürdü. Biz,
yumuşak, duygusal, çok rahat, üstün bir kültürden geliyoruz. Birçok milleti,
kültürü barındıran Itri'nin müziği, Nedim'in şiirleri, fazlasıyla ince
zevklerin, derin hassasiyetlerin, aşk zaferlerinin ülkesinden geliyoruz. İlk
milliyetçi kuşağımız, içimizde ilk okuyan kuşaktı, bunlar Rum'du. Okumuş Rumlar'ın ilk işi Yunan bağımsızlık savaşı oldu. Milli
romantik heyecan ve maceraların kahramanı olmak hepsini sarhoş etti, bize de
bulaştırdı. Osmanlı'nın milliyetçiliği kavraması, daha alt düzeyde, düşük, daha
dar, edebi, milli duyarlılıkları kavraması yüzyıl sürdü. Bugün insan haklarını
batıdan alıyoruz, tepki gösteriyorlar, yüzyıl önce de milliyetçiliği gidip
batıdan aldık. Batıya giden öğrenciler, Fransızca gibi dillerle haşır neşir yaşayan aydınlarımız milli romantik bir
edebiyat, şiir yaratması 1890'ları bulur. Vatan elden gidiyordu, vatan
kelimesini Vatan Yahut Silistre oyunuyla yeni
bulmuştuk. Fatih zamanında çıkartılan yasalarla kilisenin boyunduruğu altında
yaşayan Ermeniler, Rumlar, kiliselerine vergi veriyor, miraslarını veriyor,
kapalı cemaat halinde yaşıyor, başka bir kültürün içinde erimemek için
direniyor, ortodoksluklarına sıkıca tutunarak ayakta
kalmaya çalışırken, benzeri olmayan yobaz bir ortodoks
hayat sürüyordu. Öfkeyle dolup taşan Osmanlılar, ortodoks,
katolik bu yaşamın fazlasıyla etkisinde kaldı, gavurun birbirine bağlılığı ve milli mücadelelerinden yalnız
milliyetçiliği değil, yobazlığı da öğrendik. Osmanlı aydınlarının karşılaştığı modernizm: Milliyetçilikti. Tüm Avrupa Fransız ihtilalinin
etkisinde ve eteklerimizden milli devlet fırlıyordu. Padişahın mülkü yerine
vatan duygusu, kahramanlık, savaşçılık. Türkçülük, Ergenekon, edebiyata, şiire
girdi, şimşekler yıldırımlar çakıldı, yangınlar içinden milli misak
sınırlarında, aç susuz, koleradan, açlıktan ölen bir nüfus Anadolu topraklarına
güç bela tutunabildi. Milli Edebiyat, Mehmet Emin Yurdakulları, Ziya Gökalpleri, Ömer Seyfettinleri yetiştirdi, muhteşem
adamlardı. Bugün ortaokul çocuklarına okuttuğumuz Ömer Seyfettin ayarında dahi
yazarımız yoktur, Muhip Dranas'ın deyimiyle,
Selimiye'nin değil bir benzerini inşa etmek, Selimiye'nin güzelliğini anlatacak
güçte dahi bir yazarımız yoktur. Milli edebiyatımız, fedakarlık,
kahramanlık, savaş, bayrak için ölmek gibi derin duyguları bir ulusun inşasında
baştacı etti. Vatana, savaşa, cepheye, şehitlere
adanmış güçlü bir milli edebiyatımız vardır, nesillere öğretilmelidir. Ancak,
aradan geçen yüzyıla rağmen nesillere hala düşük, basit bir milli edebiyat,
kof, sloganvari, Allah, bayrak, vatan gibi
kavramlarla yetiştirmek, beyinleri sakat bırakıyor, nesilleri akıl hastası
yapıyor. Çünkü, bugün anlatılan milliyetçilik o eski
temiz kaynağından kopartılmıştır. Bugün milliyetçilik Anadolu'da insanları
öldürmek ve soymaktır! Elli yıldır milli edebiyat zengin sofralarına, ANAP,
DYP, Demirel gibi partilerin iktidarına, askere yaranmak isteyen burjuvanın
emrine girmiştir. Ulusumuzu inşa ettikten yüzyıl sonra bugün, ülkemizi çoktan
dünyaya katabilmeliydik, dünya sorunlarını, insana ve insanlık kültürüne dair
soylu eserler verebilmeliydik. Ulusumuzun insanlık kültürüne yetiştirdiği
sanatçılar çok sesli batı kültürünü taklit eden, icra eden, cila üstüne cila,
içi kof, Cemal Reşit Rey'ler, Adnan Saygun'lar, tek
orijinal başarılı eser verememiş, milletimizin duygusal derinliklerini farkedememiş kasıntı insanlardı.
Dünyaya uzanabilmek için, dünyanın binbir sorununu, insan hakları, kapitalizm, yoksulluk,
küreselleşme. Tanrı, evren, feminizm, doğu, batı gibi insanlık ailesinin
sorunları içine girecek, bu sorunları özgürce tartışacak, bilgi ve heyecan ve
edebi kapasitesi yüksek insanların hiç yüzüne bakmadık, ya da onları vatan haini
gibi karşıladık, istedik ki, hepsi basit milli slogan ve marşlarla partileri
şaha kaldırsın.. Bugün Ahmet Altanlar'ı
sevmez görünürler. Oysa Ahmet Altan türü kukla yazarları batıdan arzuyla ithal
eden, icad eden, köşe minderlerinde ağırlayan,
manşetlerinde oynatanlar milli burjuvamızdır. Ruhi Su gibi, Zeybekler'den,
ilahilere kadar Anadolu kültürünü milyonlarca insana coşkuyla öğreten üstün sanatkarlara bir pasaport dahi vermeden öldürenler,
Anadolu'nun işçisini, köylüsünü, emekçisini tiyatrolara, romanlara taşıyan
Orhan Kemaller'in yüzüne bakmayıp, açlıktan,
hastalıktan öldürenler, tercihlerini hep, kendi, kaba millet, devlet
görüşlerine ve kucaklarına uygun zararsız Ahmet Altanlar ve taklitlerinden yana
kullandı. Kaba, ucuz, basit, şarlatan eserler, Erzurum kahve aşıkları
gibi suluzırtlak yazarlar kahraman yapıldı. Orhan
Boran gibi karpuz kabuğu adamlara hala madalyalar veriliyor, düzgün Türkçe
konuşuyormuş, neyi konuşmuş, neyi tartışmış, üşenmedim Leyleğin Ömrü Laklakla
Geçer adlı boktan püsürükten
kitabını okudum, bu kadar zavallı insanları ve yüzlerce benzerini kahraman
yaptılar. Sonunda partileri elli yıl iktidarda kaldı. Beyinler bu lakayt,
sorumsuz, herkesin düzdüğü milliyetçiliği baştacı
yaptı. Yazıp, çizen, konuşan, tartışan her bağımsız yazara saldırıldı. İçeri
tıkıldı. Şiirin, tiyatronun, edebiyatın, hepsi ayranının suyunun suyu, en
ilkel, en utanç dolu örneklerle defalarca karşımıza çıktı. Milliyetçi, müslüman radyolar, televizyonlar, her akşam Mevlana
şiirleriyle mangal, ızgara sattı. Konya halkı topyekün,
Erzurum halkı topyekün, Siirt halkı topyekün, ben müslümanım diyen
holdinglerce birer milyar soyulup soğana çevrildi. Milliyetçiliği, muhafazakarlığı cebini doldurmak için kullanmayan işadamı,
holding, parti, yazar, gazeteci kalmazken, osuruk ağacı onlarca yazarı büyük
romancı ilan ettiler. Tekrar tekrar aynı sözler, aynı
ilkel sloganlar, aynı ilkel marşlar: "Merhabayın
bayrağım / Merhabayın Türkiyem"
gibi ucuzun ucuzu fare boku tadında milli marşlar gece
gündüz çalındı. Binlerce beyne tıka basa dolduruldu. Şimdi bu pisliklerle
doldurulmuş Anadolu topraklarında yüzbinlerce korucu
kafalı yarı aydın, ilçe teşkilatlarını, üniversiteleri, holdinglerin
bekçiliğini yapıyor. Şehirlerindeki sosyal hayata dahi müsaade etmeden, basit
marş, basit milli, islami sloganlarla, hala vatan,
hala Allah, hala bayrak satıyorlar. Köpek leşi beyinli bu insanların bu ülkenin
kültürüyle, tabiatıyla hiçbir ilişkisi yok. Çünkü bilgileri yok. Onlar
Süleymaniye'yi ne bilir. Nedim'i nasıl tanısın, onlar bey, ağa bile olamayacak
basit bodyguard, mafyacı, birkaç tetikçinin götünden
ayrılmayan çakallar. İşte Türkiye milli manevi değerlerini, milli edebiyatını,
milli gazetelerini, televizyon ve partilerini elli yıldır bu çakallara
tutturuyor. Türkiye bu çakallarla küreselleşiyor, değişiyor, çağ atlıyor ve bu
numaraları ancak bu kadar eksik kafalı Mehmet Barlas, Fehmi Koru gibi ucube zekalı yazarların ağzından yiyor. Hergün
Hürriyet, Milliyet, Yeni Şafak, Zaman, Türkiye, Vakit gibi gazetelerde milli
dangalaklıkların, milli pırasaların milli kusmukların biri bitiyor, diğeri
başlıyor. Lahana yaprağına dönmüş yüzbinlerce yarı
aydın, beyni bok çuvalına döndürülmemiş tek bir genç
adam bırakılmadı!
Üretim yok, sıfır, ama iletişim inanılmaz. Binçeşit dergi, gazete, cep, internet. Ortada mal yok,
imalat yok, peki bu kadar ne konuşulur. Çok tatlı ve zengin bu dile
hayranlıkları mı var, bakın konuşmalara tek düzgün cümle yok. Dünyanın en az
üreten ama en çok konuşan ülkesi, işte kaba milliyetçilik propagandalarının
fiyaskosu! Bu adi çakallar vatan seviyormuş, bu pespaye köpekler müslümanmış, bunlar sağcıymış, derin inançları varmış.
Bizim ülkemiz zeytin ağaçları, sedir ağaçları, ladin ağaçları, buğday
tarlaları, sahillerimiz, ormanlarımız, onların ülkesi patronlarının götünden akan pekmez. Üç kuruşluk götoğlanları
bizim ne yazdığımızı bile bilmeden, kertenkele zekalarıyla
arkalarına Hürriyet, Milliyet, Yenişafak gibi
gazetelerden birkaç paçavra yazar bulmuş, hala kitlelere Büyük Türk Milleti,
değerlerine sahip halk, inançları için yaşayan halk gibi bol keseden atıyorlar.
Bu toprakları dünyanın en borçlu ülkesi yapan onlar değil mi,
dünya tarihinin en büyük hırsızlıklarını yapan onlar değil mi, dünyanın en
adaletsiz ülkesi yapan onlar değil mi, toprakları, sahilleri, ormanları,
yağmalayan, coğrafyanın güzelliğini imha edenler, işe yaramayan, kullanılmayan
yüzün üstünde baraj yapan onlar değil mi. Hala Yaşar Nuri'ye sarılarak, hala
Tansu Çiller'in peşinden giderek, hala bu isimlerle milli manevi değerleri şaha
kaldıracaklarmış. Her seçimde, ama her seçimde yüzde otuzlarla meclise
giren onlar değil mi? Şimdi, IMF ne dediyse başları önde el pençe yapmadılar
mı? Avrupa ne dediyse köpek gibi koşup yasaları çıkartmadılar mı? Aydın Doğanlar'ın her davetine koşmadılar mı? Tayyipleri
dahi TÜSİAD'larla oturup anlaşmadı mı? Bankacı,
hortumcuları serbest bırakmadılar mı? Meclis iradesini, egemenliğini
başkalarına gönüllü devretmediler mi? Bu üç yıl içinde başka ne yaptılar,
ekranlara çıkıp Tarkan'ın ibneliği, Nazım'ın
komünistliğini dangalak kitleleri önünde cırcır konuşmaktan başka ne yaptılar.
Ekranlarda yıllardır kuru traş beş kuruş, köpüklü traş on kuruş, laklakları bitmedi. Ekranlara her akşam on
doğurmuş muhtar karısı gibi oturup, Mahmut'un öküzü gibi göz göz bakmadılar mı? Okuma yazma bilmezler, ama konuşmanın
iti olmuşlar. Ossuruklarıyla gök boyuyor, ossuruklarıyla milli manevi değerleri ayakta tutuyorlarmış.
Ossuruklarıyla vatan, millet, bayrak üfürdüler,
gözleri hala mecliste, meclis lokantasında ziftlenirken, parmaklarıyla
deldikleriyle yemek tabaklarında!.. Şimdi de kalkıp
diyorlar ki Cem Uzan mitingleri neden kalabalık!.
Ciddi seçim anketleri Uzan'ı
yüzde beş/altı gösterdi, telaş başladı, önce, herkes gülüyor, geçiyordu, şimdi
yüzde onu geçer diyenler var. Yüzde üçte mi alamaz, bu da birbuçuk
milyon oy yapar. Hiç oy almasın, meydanlara yüzbinleri
nasıl topladı, bu dahi ciddi bir hezimet. Yüzde üçü küçümsemeyin, MHP bu ülkede
otuz yıl yüzde bir'le yaşadı, küçük sol partilerin hepsini toplasan yüzde üç
ediyor, bir yığın yerden bitme partileri dahi koysan, sollayıp geçiyor.
Medyanın sağcı yazarları halk üzerine konuşmaya korkuyor. Ya Cem Uzan yüzde onu
aşarsa.. Yüzde altıya varması dahi Türk sağının tüm
kalelerini paramparça edecek.
Elli yılın iktidarı Türk sağı. Dünyada
en çok gazete televizyon sahibi Türk sağı. Hürriyet, Milliyet, Türkiye,
Zaman, Vakit, Yeni Şafak, Yılmaz Öztuna, Fehmi Koru,
Ali Bulaç, Taha Akyol,
Şerif Mardin, Nur Vergin, İlber Ortaylı, Abdurrahim Dilipak. Bin çeşit.. Yüz çeşit TV, dergi. Türk sağının doğrudan siyaset yapan
yüzlerce holdingi var. Hepsinin iddiası nedir? Türk halkı geleneklerine ve
inançlarına bağlı olduğu için sağı tercih ediyor. Türk halkının sağlam manevi
gelenekleri, sağlam muhafazakarlığı var.
Bu yazarların hepsi elli yıldır Plevne'den
çıkmam diyen Gaziosmanpaşa oldu. Sağcılığı öyle sıktılar ki, sonunda boku çıktı. Bu halkı elli yıldır ahırda yatırıp, düşünde
padişah gördürttüler. Ne diyelim. Köylümüz akıllı insanlar için, aklı öküz
mayısı gibi katmer katmer, der. Katmer
katmer Türk sağının cazgır yazarları. Bir milyonun
üstünde makale. Bu köşe yazarları, Cem Uzan ağızlarına ot uzatsın, Uzan'ın seçmenini de hemen inançlı, kararlı, yüksek
seciyeli Türk milleti yapıverirler. Halk, sinekleşmiş, Cem Uzan'ı
pekmez sanıyor. Yüzleri yoksulluktan hamsi kadar incelmiş kitleler zarıl zarıl ağlayarak Cem Uzan'a sarılıyor, içler acısı.
Türk sağı için elli yıl ne kolaydı, eğdiler dalı,
aldılar gülü. Yani, dört dönüm bostan, yan gel Osman. Ne bereketli sağ seçmendi
o, denize düştüler, götleriyle balık tuttular. Şimdi
sağcılığın dalağı şişti. Aleme paşa gelmişler gibi
cakaları bitmedi. Hepsi zırvadan efendi, bey, bankacı, holding sahibi beyfendi oldu. Çökelek gibi çöktüler iktidara. Sağcı
işadamlarını, Aydın Doğan'ları, Enver Örenleri, holdingleri... Boku dökülmesin diye köpekleri götünden yediler. Bu cahil
halkın gözü önünde elli yıldır müteahhitlerle karı koca her gece helva yapıp
yediler. Bu halkı gavur diye öldürdüler, şehit diye
kaldırdılar. Bu halkın elli yıl ekmeğini yediler bir kere kılıcını
sallamadılar. Şimdi meydana yeni bir pehlivan çıktı: Cem Uzan. Ne yapsın halk,
aç kuşlar gibi, neden şimdi sürüsüyle uçmuyor...
Bomboş konuştunuz elli yıl bomboş, ne gelenekmiş,
ne inançmış, ne çevre, ne merkez, ne yorumlarmış öyle, bu laflarla
köşelerinizde ceplerinize milyarlar indirdiniz. İşte büyük Türk milletiniz,
işte ahlak sahibi halkınız, işte devletine, değerlerine bağlı insanlarınız,
neden Cem Uzan'ın peşinde. Dilinizi yuttunuz,
konuşmaya laf bulamıyorsunuz. Sebebini ben söyleyeyim, bu halk, köpek bokuna bile muhtaç, o yüzden. Ne yapsınlar Cem Uzan'dan daha iyi sağcı lider mi bulacaklar, bin devesi
var, bin kesesi var. Her seçim dönemi puştluğuyla
barajı geçen ANAP'tan daha çok puştlukları var! Üstelik adam çok ciddi, miting
meydanlarını süslüyor, kuzu çeviriyor, şarkılar, törenler, marşlar, tam bir
eski Türk şöleni. Öyle sizin gibi arabadan soğan indirir gibi seçim mitingi
yapmıyor. Ah benim zavallı halkım. Anadolu'da bir laf vardır, ak yarak kara yarak, hepsi sana mı gerek. Ne yapsın halk, önüne
gelene ağa diyor, belki yağı bulaşır diye. Cem Uzan gibi dişlisini, sertini de
bulamaz.. Cem Uzan, aha şeytan, aha meydan deyip daldı
Anadolu'ya.. Hani sağcı hassasiyet taşıyan halkınız. Gavur gelip meydanlarda helva, pilav dağıtsa hepinizden çok
oy alır. Söyleyecek laf bulamıyor, MHP'den sökülen lümpen
kitleler demeye çalışıyorlar. Anneler, babalar, ihtiyardan lümpen
kitle mi olur. Yetmişinde hala lümpense bu halk, yazık
yazık elli yıldır üfürdüğünüz sosyolojik
tahlillerinize. Tabi alıştınız. Siz hergün muhtarın
kızını düzdünüz birşey diyen çıkmadı. Gariban halk
eşeğe dolansa, peşine jandarma gönderdiniz. Devlet Bahçeli
bey de çok kızgın, Uzan için: "İki şarkı arasında iki lafla
olmaz" diyor. Hani kedinin önünden ciğeri alırsın, tırmalar, o hesap. Otuz
yıl siz tek bir sloganın arkasına "ölürem Türkiyem"i koyup, yüzde otuzu nasıl aldınız, boş
konuşuyorsunuz, boş. Yahnici bey de "Uzan oy alsın ülkeyi terkederim" diyor. Şükürler olsun şimdi onlara
söylenecek "Ya sev, ya terket". Yıllardır
Diyanet'in bütçesi nerdeyse, Bayındırlık Bakanlığı'ndan büyüktü, neden Türkiye,
sağcı, inançlı seçmen yetiştirsin, siz iktidarda kalın. Sıçtığımın
sağcıları, gördünüz mü inançlı halkınızı. Bu zırıl zırıl
cahil, aç halkı, milli eğitimle, diyanetle, yüzlerce gazete ve TV'yle büyüten
sizin marifetli yazarlarınız. Onlar için halk nedir ki, kılsın namazını, tutsun
orucunu, sonra boğazı kırk düğüm sussun, otursun! İşte sağcılık böyle, kokar mokar ama, tüm bu yazarları tok
tutar! Sokma akıl kırk adım gider, siz kırk yıldır gidiyorsunuz. Artık hesap
zamanı geldi, köpeğin yiğidi leş başında belli olur! 3 Kasım'da MHP, DYP, ANAP
baraj altında kalıyor, ülkemizde halka küfretme sırası nihayet ve çok şükür
şimdi sağcılara geliyor!
Cem Uzan meydanlarda etli pilav veriyor diye
eleştiriyorlar, yıllarca makarna, mercimek dağıtan siz değil misiniz, gözümle
gördüm, Eyüp Aşık Karadeniz köylerinde para dağıtıyor.
Uzan şarkıcıları miting meydanına çıkartıyor diye eleştiriliyor, yıllarca en orospu sanatçıları değil sahneye çıkartmak, milletvekile adayı gösteren çıkartan siz değil misiniz?
Uzan milyon dolarlarını harcıyormuş, yıllarca milyon dolar uzatanı milletvekili
yapan siz değil misiniz?
Allah'tan korkmaz, kuldan utanmazlar, seçim
meydanına yağmur bile yağsa, Allah'ın bereketiyle geldik deyip, Allah'ın
yağmurunu bile partinizin promosyonu gibi dağıtan
sizler değil misiniz? Üstelik Cem Uzan yakışıklı, yıllardır sarışın güzel
Tansu'ya oy verenler, şimdi bu Yunan heykeli gibi oğlana neden oy vermesin.Üstelik Cem Uzan risk alıyor, meydana kendisi
atlıyor, sizin gibi, o liderin bu partinin etekleri altına sığınmıyor. Cem Uzan
meydanlarda önceden hazır laflar ediyormuş. Yıllardır seçim meydanlarında
milyonlarca pot kırıp, gafların Allah'ını yapıp, fıkralara geçen siz değil
misiniz? Cem Uzan inanmadığı halde Allah, vatan diyormuş..
Ulan terbiyesizler, Uzan, elli yıl daha Allah dese, sizinle yarışabilir mi?
Yıllardır İslam diye cin yediniz, yıllardır bayrak, vatan diye meydanlarda
şeytan duası okudunuz. Kimi kandırıyorsunuz, bu bostanda hıyarlar,
kim hoşt dese ona uyar.
(CHP dahi
düşündü taşındı, bizim partinin Allah'ı çok az deyip, Yaşar Nuri'yle biraz
Allah ısmarladı kendine. Yaşar Nuri, Baykal'a dahi liberal geldi. Bir CHP'li
kadın Yaşar Nuri'ye sarıldı, bunda tuhaflık yok. Ancak kadın Yaşar Nuri'ye
sarılırken söylediği cümle CHP tarihine geçecek cinsten: "Gel hocam gel,
şu dinimize biraz da biz sarılalım!"..)
Fazla konuştuk, yazımıza geçelim. Büyük kültürü,
geniş tarihi, sarsıcı tecrübeleri, yangınlar içinde büyümüş bu halk, şımarık
köşe dönmeci insanlara nasıl güven duyabilir. Sorun basittir. Ancak ülkemizde
hiç tartışılmamıştır. Sorun şudur, Türkiye'nin organik aydınları imha
edilmiştir. Organik aydın, halkla içiçe yaşayan halk
aydınları, okumuş insanlar. Hali vakti yerinde, edebiyatı, sanatı, kültürü bir
parça takip eden, bakkalıyla, öğrencisiyle, hastasıyla, ailesiyle, arkadaşıyla
heyecanlı tartışmalar yapan insanlar. Organik aydınlar, halkla aydınlar
arasındaki bağlantıyı sağlar. Bizim anlaşılmaz, zor cümlelerimizi onlar çözer,
halka indirir. Her okul, her mahalle, her hastane, hem komşuluk çerçevesinde bu
aydınlar ülke düşünce hayatının boruları gibi çalışır. Bu insanların kaybolması
toplumun en büyük afetidir. Kim nerde, ne yapıyor, ülkesini, halkının
menfaatlerini bir parçacık tanıyan, tartışan, kelime bilen, dergi koklayan
insanlardı organik aydınlar. Gençleri, bakkalı, berberi, komşuları,
heyecanıyla, tartışmasıyla, fikirleriyle etkiler, sanatı edebiyatı,
gazeteleri ısrarla takip ederlerdi. Tümüyle yokoldular.
Sıradan halk partileri, fikirleri, gireni çıkanı tanımaz, bu insanların
şahsıyla fikirleri özdeşleştirir, fikirler, partiler bu insanların şahsında ete
kemiğe bürünür. Fikir heyecanları eşsizdir, Militandırlar, konuşması biter
bitmez karnından sakladığı bayrağı çıkartıp sallayacak sanırsınız. Halkın kemiği,
halkın sopası, halkın hafızası, halkın soy kütüğüdür bu insanlar. Yanıp tutuşan
bir hayat sevinci taşırlar. Halkı ölümsüz yapan reflekslerini bu insanlar inşa
eder. Bu halk savaşının kahramanlarıydı onlar, üniversiteye giden her genç,
döndüğünde kasabasına bu insanların yanına katılırdı. Çünkü onlar halkın
arasında çene çalar, kağıt oynar, düğünde göbek atar,
komşusunun hastasının başında refakat eder. Halkın ayaküstü tartışma, konuşma,
düşünme atölyeleri gibiydiler. Sokak ve kahve ve ev savaşlarında hep onlar
vardı! Halk kitleleri, enerjisini, coşkusunu onlardan alırdı. Organik aydınlar
halkla tokat, yumruk, küfürleşme mesafesinde yaşar, aydınlar ve vekiller gibi
plaza ve mecliste değil. Asıl, asal birey onlardı. Fısıltı gazetesini onlar
yönetir. Ahlaki bir ideale bağlıydılar. Halkla bıkmaksızın makinevari
serilikte konuşup, tartışırlar. Gerçek bir jakobendiler,
yani radikaldirler, sabah akşam asar, keser, ölümüne savaşırlar. Ceplerinde beş
kuruş yoktur, ama, okudukları bir kitabın heyecanını
tüm mahalleye yayarlar! Tümüyle yokoldular.. Halkın arasına karışıp "bu eşeğin peşinden niçin
gidiyorsun" diye ikaz edecek işte bu adamlardı. Halkı uyaracak, ikaz
edecek, kandırılması, kazıklanmasına karşı çıkacak bu basit halk adamları artık
yok. Olayların, haberlerin arkasını koklayan, halkın hafızasını tazeleyen,
tartan okumuşları artık yok.
Organik aydınların yokoluşu
büyük bir tez konusudur, birkaçını söyleyelim. Organik aydınlar çevre, hayvanseverlik gibi bir yığın sözümona
örgüt içinde nafile boğuşmaların içine gömüldü. Yokoluşlarının
ikinci sebebi, sanat, kültür, edebiyat, fikir endişesi ülkeden, gazetelerden,
TV'lerden uzaklaştırıldı. üçüncüsü, az buçuk okumuş
insanlar ya Telsim bayilerinde ya İhlas bayilerinde, ya da sağcı ilçe, parti
teşkilatlarında satılmış Tema gibi vakıflarda, tilkiliğe, fırsatçılığa başlayıp
halkın kendilerine olan güvenlerini kaybettirdi. Dördüncüsü, üniversitelerin kampüsleşmesiyle halk arasından ebediyyen
çekilip, üniversite odasında genç taşralı kız öğrencileriyle haşnafişnaya başladılar. Beşincisi, yine, genç aydınlar,
şehir merkezindeki barlara, kafelere, cafcaflı mekanlara kaçıp, halkı yalnız bıraktı. Altıncısı, medyanın
ve yazarların şöhret, reklam kampanyalarıyla
kandırılıp, halkın karşısında savundukları dalların çürük çıkması sağlandı,
çünkü kafaları karıştı. Yani, Radikal gibi gazetelerde hem insan hakları hem
Aydın Doğan hakları, halka ne diyeceğini bilemez oldular. Yedincisi, Mehmet
Barlas, Mehmet Altan, Fatih Altaylı, Emin Çölaşan gibi yazar türlerinin öne
fırlaması. Bu şu demek, halk okumuşları, derinliği olmayan, duygusu olmayan,
heyecanı olmayan, edebi zevk, tarih bilgisi, bilgisi sıfır yazarlarla beyinleri
donduruldu. Diyelim Mehmet Barlas denen herif. Yüzbin
makale yazdı. Hepsi birkaç kelimeyle. O da, değişim.
Sadece değişim, kelimesi. O değişti, bu değişti, hadi değişelim gibi, yüzbinlerce makale, arkası, önü, anlamı, olmayan, ne olduğu
belirsiz moda kelimelerle milyonların kafası düzüldü. Diyelim Çölaşan. Tek bir
edebi metin, tek duygusal metin, tek heyecan verici yazı yazma becerisi olmayan
bir adam. Yirmi yıldır aynı kelimeleri yazıp duruyor. Bu metinlere muhatap
okumuş insanların "aklı" bozulur. Halk aydınları, bu niteliksiz,
zevksiz, kuru yavan yazarlarla dumura uğratıldı.
Sekizinci bir sebep, internet denen akvaryum içinde bomboş bir iletişim
tuzağına hapsoldular. Gerisini siz tamamlayın!
Şimdi, yanıbaşındaki
okumuşlarından kopan halk, kendi derdinden, ekmeğinden, çocuğundan başka hiçbir
şeyi düşünecek imkanı olmayan halk, nevrotik şebekler gibi artık ekranda kimi görse inanmaya,
peşinden gitmeye başladı. Organik aydınlar, devlete, partilere, karşı halkın
efeleriydi... Hey gidinin efeleri, onlar da insandı, onlar da canlarını
kurtarmak zorundaydı!
Konumuzu daha derinden eşelim. Modern dünyanın ağır
faturası, insanadır, ruhların çürümesi. Ruhların yılışıklaşıp, şımarıklaşıp, alalade, pespayelikle çöpleşmesi. Edebiyat, ruh ve ahlak
eğitimidir. Yazarlarda ve metinlerde soyluluk ve derin tadlar
arayışımızın sebebi budur. Biraz edebiyat dersi çalışalım, ruhların silikleşmesini
anlatmaya çalışalım. Niçe, sanat kuramını eski
Yunan'dan aldığı iki terimle açıklar, Diozenes, şarap
tanrısı, kökeni, tarihin ilk yıllarından bugüne insanların topluca eğlendikleri
şenlikler, kendinden geçme, kendini salmak, kontrolsüz, ağzına, aklına geldiği
gibi davranması, bugünkü karnavallar, faşinglere kadar uzanır. Diozenes'in karşısına, Apollenier'i
koyar, yüksek, yüce, soylu duyguları anlatır. Ağırbaşlılığı güzelleştirir.
Kökenini efsanelerde, destanlarda, derin saygıda bulur. Tiyatro kuramı da bu
iki kavramdan türer. Komedya diozenesten doğmuştur. Alalade kişilerin hayatı, alalade
konuşmalar, sıradan insanların eleştirisi, küçük düşürülmeleri, alayları... Trajedya Apollenir'den doğmuştur.
Acıma ve korku duyguları. Derin vatan, derin ilahi duygular, yüksek bir tepeden
okunur gibi, destani şiirlerle dile getirilir, ilk
büyük örneği Homeros'un eseridir. Hızla günümüze getirirsek, Hacivat-Karagöz,
ortaoyunları bugünkü TV dizileri komedyanın türevleri..
Zeybek türküleri, Ruhi Su'nun ses tonu o Apollenier söyleyiştir. Şairanelik, tok söyleyiş, gurur,
onur ifade eden yüksek duyguları doruğa çıkartır. Bir küçük örnek de
verebiliriz, 1950'lerden sonra Orhan Veliler şairanelikle dalga geçmiş,
kitleler tarafından çok tutulan garip akımını yarattı. Bu akım, alalade söz ve duyuşları şiirde geçirip, hızla popülerleşti
ve bugüne değin çok tutuldu. Ancak, bu sıradanlıktan açılan kapı, şiirdeki,
soylu, yüce, derin, yüksek anlatımın sonunu getirdi. Daha sıkı bir örnek
verelim. Kızılordu korosunun yüksek, soylu ve insanda
derin duygular uyandıran söyleyişini düşünün. Aynı Kızılordu,
Tarkan'ın "Oynama Şıkıdım"ını söyleyince,
komedyaya dönüyor. Komedyayla insanları eğlendirebilir, yalap şalap, göte
parmak bir rahatlığın içine sokabilirsiniz, ki, buna
çok ihtiyacımız vardır. Ancak, acıma ve korku ve soylu erdemli duyguları
sertleştirip elmas gibi parıldatacak yüksek duygulara da ihtiyacımız vardır.
Fıkra, espri, ha ha hi hi, hayatımızda fazlasıyla yer ettikçe, coşmanın, başka
türlerini hiç tanımadan, ciddi sorumluluk isteyen tarihi, vatani insani
duyguları anlamayan, bir yığın genç hızla sünepeleşir. Bu
gençlerin öğreneceği tek soylu söyleyiş stadyumlarda taraftarların söylediği
koro şarkıları. Tragedya ve Komedyayı hayatın tüm alanlarına anlamada
kullanabiliriz. Mesela, uzun, kara, yüce selvi
ağaçları, parlak, asil Manolya ağaçları Tragedyanın konusunu oluşturur. Kavak, ossuruk ağacı, komedyanın konusunu oluşturur.
Mesela İstiklal marşımız, Çanakkale şiiri,
tragedyanın konusudur. Bugün, MHP'lilerin dile getirdikleri, tüm bakanlıkların
telefon sinyallerinde kullanılan yüksek vatan sevgisini dillendirdikleri türkü:
"Ölürem Türkiyem".. Türkiye için ölelim ama, bu
kadar basit, bu denli yılışık söyleyiş, bize soylu vatan duygusunu göstermez.
Hey gidinin efesi, ne denli zırzop basitliğin içine
düşmüş. Bu tür yılışık biçimsiz şarkılarla ancak lünpen
cahil kitlelere seslenir, lünpen cahil kitleleri
davar sürüleri gibi o yandan bu yana sürersiniz. Bu şarkılarla insan ruhuna
yücelik katamazsınız. Yani, günümüz milliyetçiliği, tragedyanın konusu olan
yüce duyguları, komedyanın konusu yapmıştır! Komik şarkılar, komik sloganlarla
"vatan" sevgisi ayaklar altına alındı!
Vatan, tanrı, sorumluluk gibi yüce duyguları bu
sulu zırtlak komedyanın içine alırsanız, başta Cem Uzanlar
herkes bu ucuzluğu kullanır, bu ucuz komikliklerden meydanlarda vatan alır,
Allah satar.
Halk aydınlarının yokolmasının
sebebi, bu okumuş nesil, inandığı, insan, vatan, Tanrı, doğa gibi değerlerin
medya ve partiler ve işadamları tarafından "komedya" haline getirilmesine
dayanamadılar! Mideleri kaldırmadı. Bu komedya içinde halk aydınları halkın
içinde göte parmak muhabbetten başka şansları
kalmıyor! Göte parmak suluzırtlak
muhabbetin içinde vatan, Tanrı, evren, doğa gibi soylu duyguların yaşaması
mümkün değil! Yani, duygu eğitimi. Söz, büyüdür,
kuramcıların bu kavramlara fazla anlam yüklemesinin sebebi budur. Söz, insan
kalbini açabilmeli. Söz, erdemin kalbine girebilmeli.
Hepimiz anamızdan birer köpek yavrusu gibi doğar,
yüzümüze tükrülse, onun bunun kapısında bir kemik
için kuyruk sallarız. Üzüm yiyen köpeği, pekmez sıçıncaya
kadar kovalayacaksın. Yüksek insani duygularla peşinden koşacak, boğacak,
cezalandıracaksın. Yoksa, yeni yetişen nesiller bu suluzırtlak muhabbetin içinde çürür, yıkılır.
Bakın, Amerikalılar Cavit Çağlar'a pekmez sıçırttı. Ama adam buraya gelince, Türkiye'ye dönünce, sıçtığı pekmezi yalamaya yine köpekler başına üşüştü.
Götünden pekmez
sıçan öyle sağcı gazete patronları var ki, biraz da, solcu aydınlar yalasın
diye solculara gazete dahi çıkartıyorlar. Böylelikle hepimiz bu suluzırtlak komedyanın içine gömülüyor ve meydanı Cem Uzan
gibiler, ilerde daha niceleri boş bulup, at döndürüyor, "dağ başını duman
aldı" marşlarını aç kitlelere söyletiyor!
Zeybek türküsü: "Yörük Ali'nin adını Hazreti
Ali koydular".. Neden bir efenin adını bu halk
Hazreti Ali koyar. Çünkü, kılıcına yiğit insanlar,
sözüne de yiğit olmalı...
Korkusuz, gözünü budaktan sakınmayan, çok güçlü
insanlar olduğumuz için bu sütunlarda efelenmiyoruz. Basit, zayıf, güçsüz
insanlarız, ama, sözün namusu, sözün ahlak'ı için bu
sütunlarda efelerin efesi gibi naralar atmak zorundayız...
Bugün, büyük gazetelerde edebiyat, sözün yüceliği,
büyüsü olmaktan tamamen çıktı. İmla hataları, gramer savaşına döndü. Hayatı
boyunca ansiklopedi tashihliğinden başka bir iş yapmayı beceremeyen kitapsız,
esersiz ibrikçibaşı isimler köşeleri doldurdu. O
kelime böyle yazılır, bu virgül buraya konur. Bu imla ve gramerin edebiyatla
hiçbir ilişkisi yoktur. Edebiyatı, sözü, duyguyu, erdemi hiçbir zaman içine alamamış
donmuş kuyruk yağı suratlı adamlar, işi bilmiş imlacılıktan edebiyat
profesörlüğü yapıyor. Çünkü muhatapları yazarlar, sünepe, yılışık, şöhret
düşkünü manyaklar. İnsan ruhuyla ilişkileri ebediyyen kesilmiş. Ahlaksızlığın saltanatında osuruk ağacı
gibi birgünde büyüdükleri için, yüksek ahlaki
duyguları alaşağı etmekten zevk duyarlar.. Ülkemiz
tarihinin en büyük trajedilerini yaşarken ülkemizi tasvir için ".mı gömü
dağıtmış yağğğ ağbi"
gibi ifadeler kullanan bu insanların yılışıklık ve sululuğu, trajedimizin ne
kadar büyük ve amansız olduğunu gösteriyor.
Zeybek türkülerindeki yüksek söyleyiş nerden
geliyor, birçok şey söyleniyor, ama, bir düşüncede çok
eski Yunan'dan tragedyalardan geliyor... diyenler var!..
İnsan soruyor, yüksek ve soylu bir ses arıyan insanlar neden dağ başlarında eşkiya
olmuş.
Şimdi anlıyorum, bu topraklarda sözün namusunu
arıyorsanız yazarlığınız hızla eşkiyalığa dönüşür!
Pişman değilim, sitem etmiyorum kendime. Aynen
Karacaoğlan gibi, "şükür bu sevdaya bana verene" diyorum..
Çıkın ülkenizin yüksek yaylalarına, geniş
ormanlarına. Anadolu'nun tragedyasını, yüksek, coşkun, yüce duygular içinde
ruhunuza yerleştirin! Anadolu, tarihin en kanlı hançeri gibi yerleşsin
ruhunuza! O zaman siz de pabuç bırakmazsınız, bu suluzırtlak
komik adamlara! Bu komik vatanlar, bu komik allahlar,
bu komik siyasetçilerle işiniz olmaz.