Cumhuriyet 20.02.2007
Avrupa ülkelerinin ceza yasaları, yurttaşın korunması anlayışına göre yorumlanıyor

Bırakın farklılığı benzerlik bile yok

* Fransa'da mahkemelere, silahlı kuvvetlere, resmi kurumlara, kamu idarelerine yönelik onur ve haysiyet kırıcı fiiller para cezasını gerektiren bir suç olarak öngörülmüştür. Ancak, tıpkı İtalya ve Almanya'da olduğu gibi bu maddelerin algılanışı, yorumlanışı, uygulanışı bizim ülkemizden tamamen farklıdır.

* *Belçika'da yalnızca anayasal kuruluşlara hakaret suç sayılmaktadır. Hollanda'da 301 benzeri bir madde yoktur. Danimarka'da 301 benzeri bir madde yoktur. Portekiz'de Cumhuriyeti, ulusal marşı, ulusal bayrağı, ulusal sembol ve amblemleri aşağılamak suçtur. 301'le tek benzerliği Cumhuriyetin aşağılanması suçudur.

* *Bizim ülkemizdeki devlet algılanmasında ise, devlet üstün ve otoriter bir kişilik, muhalif görüştekilere karşı korunması, kollanması gereken bir yapı olarak görünmekte ve ne yaparsa yapsın hakkında olumsuz söz söylenmemesi, eleştirilmemesi gerektiği zihniyeti hâkimdir. Bu uğurda, bırakın ifade özgürlüğünü, gerekirse nice canlar feda edilmeye hazırdır. Fark buradadır.

AKIN ATALAY (*)

TCK'nin 301. maddesinde korunan, Cumhuriyet (uygulamada Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak yorumlanıp, buna göre değerlendirme yapılıyor) ile anayasal organ (yasama, yürütme, yargı) ve devlet kuruluşları (askeri ve emniyet teşkilatı) açısından Avrupa devletlerindeki durum nedir?

İtalya'da ceza kanunu açısından Cumhuriyet de, Anayasal organlar da, devletin silahlı kuvvetleri de tahkir ve tezyife karşı korunuyorlar. Ancak, İtalya'daki uygulama ile bizim ülkemizdeki uygulamayı karşılaştırdığınızda arada bırakın farklılığı, benzerlik bile yok. Bu durumda ne yapacağız? Birilerinin dediği gibi, uygulamacılarımızın (savcılar ve hâkimlerin) demokratik kültürünün, hoşgörü anlayışlarının gelişmesini, ifade özgürlüğünün önemini kavramalarını mı bekleyeceğiz? Bu uğurda yazarlarımızı, gazetecilerimizi, siyasetçilerimizi yargılamaya, mahkûm etmeye ya da Hrant Dink gibi ölümüne sebep olmaya devam mı edeceğiz? Yoksa, bu madde lafzen aynı olsa bile İtalya'da başka, Türkiye'de başka anlaşılıyor. Mademki istemediğimiz sıkıntılara ve sonuçlara yol açıyor, o halde bundan bir an önce kurtulalım mı diyeceğiz?

Almanya'da yukarıda değinildiği gibi devletin silahlı kuvvetleri ve emniyet teşkilatına hakaret diye bir suç yok. Almanya Federal Cumhuriyeti'ne, anayasal organlar olan meclislerine, hükümetlerine ve anayasa mahkemelerine ve bunların üyelerine yönelik hakaret (o da devletin saygınlığını bozacak tarzda olmak kaydıyla) suç sayılıyor. Ancak, Almanya ile Türkiye arasındaki uygulamaya bakıldığında da, lafızdaki benzerliğin uygulamada tam tersi olduğu görülmektedir.

Fransa'da mahkemelere, silahlı kuvvetlere, resmi kurumlara, kamu idarelerine yönelik onur ve haysiyet kırıcı fiiller para cezasını gerektiren bir suç olarak öngörülmüştür. Ancak, tıpkı İtalya ve Almanya'da olduğu gibi bu maddelerin algılanışı, yorumlanışı, uygulanışı bizim ülkemizden tamamen farklıdır.

Aynı durum, İspanya, Portekiz, Belçika, Danimarka, Hollanda ve Avusturya'da geçerlidir. İspanya'da suç sayılan yalnızca İspanya'nın simge ve amblemlerinin (bayrak, ulusal marş) aşağılanması ve küçük düşürülmesidir. Belçika'da yalnızca anayasal kuruluşlara hakaret suç sayılmaktadır. Hollanda'da 301 benzeri bir madde yoktur. Danimarka'da 301 benzeri bir madde yoktur. Portekiz'de Cumhuriyeti, ulusal marşı, ulusal bayrağı, ulusal sembol ve amblemleri aşağılamak suçtur. 301'le tek benzerliği Cumhuriyetin aşağılanması suçudur. Avusturya'da da 301 açısından tek benzerlik Avusturya Cumhuriyeti ve eyaletlerine hakaret ve tahkirdir.

 

'DEVLET' VE 'YURTTAŞ' ALGILAYIŞI

 

Sayılan tüm ülkelerdeki uygulamada, bu suçların bizim ülkemizdeki gibi yazarlarına, gazetecilerine, siyasetçilerine, bilim adamlarına, ifade özgürlüğünü kullananlara karşı devleti korumak amacıyla kullanılan bir silah olmadığı da kesindir. Çünkü, yukarıda adı geçen bütün devletlerdeki, devlet algısı, devlete bakış açısı bizim ülkemizdeki gibi değildir. Oralarda, devlet, vatandaşa karşı korunması gereken bir kurum olarak değil, tersine vatandaşın bu devlet denilen belirli yetki ve güçle donatılmış organizasyona karşı korunması gerektiği içselleştirilmiş, yerleşmiş bir zihniyettir. Bizim ülkemizdeki devlet algılanmasında ise, devlet üstün ve otoriter bir kişilik, muhalif görüştekilere karşı korunması, kollanması gereken bir yapı olarak görünmekte ve ne yaparsa yapsın hakkında olumsuz söz söylenmemesi, eleştirilmemesi gerektiği zihniyeti hâkimdir. Bu uğurda, bırakın ifade özgürlüğünü, gerekirse nice canlar feda edilmeye hazırdır. Fark buradadır.

Oysa, devletin 50-100 kişinin hakkında ağır sözcükler kullanması, eleştirmesi, aşağılamasıyla itibarından, gücünden, etkisinden ve öneminden bir şey kaybetmeyeceğini; toplum olarak bu devlete meşru silah kullanma, yasa yapma, yürütme, yargılama yetkilerini verdiğimizi, bunun için bu güçlü yapıya karşı asıl korunması gereken biz insanların, yurttaşların temel hak ve özgürlükleri olduğunu bir görebilsek, bu kültürü bir yerleştirebilsek bu sorunların üstesinden geleceğiz.

Bir de uzlaşma kültüründen, 301 konusunda toplumun uzlaşmasından söz etmek gerekiyor. İfade özgürlüğümüzün az ya da çok kısıtlanması konusunda nasıl bir uzlaşma sağlanabilir ki? Demokratik toplumlarda, demokratiklik ilkesi üzerinde pazarlık olmaz, çoğunluğun istediği her şeyin mubah sayıldığı toplum demokratik toplum değildir. Demokratik toplum, 70 milyonun içinde isterse tek bir kişi olsun, onun olmazsa olmaz haklarının güvencede olduğu, hiçbir kişi ve kurumun bu hakkı sınırlayamadığı, ortadan kaldıramadığı, dokunamadığı toplumdur.

Devlete, millete küfür ve hakaret özgürlüğü mü istiyorsunuz? Devlete, millete küfür suç olmasın mı?... vb. sığ, saptırıcı sorularla, gerçeklerin üzerini örtmeye devam edersek, demokratik toplum olduğumuz bir şekilden ve yazıdan ibaret olarak kalmaya devam eder.

(*)Avukat Cumhuriyet Gazetesi hukuk danışmanı

BİTTİ


 

Agos gazetesi yazarı Aydın Engin, TCY'nin 301. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Şişli Adliyesi'nde ifade verdi. (RANA ERDEN)